https://tamadres.com/media/magefan_blog/sonbahar_kitap_kahva_kahvenin_tarihi2.png

Sonbahar, Kitap, Kahve: Kahvenin Tarihi

tamadres.com
Ekleme Tarihi: Ekim 11, 2021

Sonbahar mevsiminin gelmesi ve yazın koşuşturmalarının bitmesiyle kendimizle baş başa kalmak için kitaplara sarıldık. Yağmurun yağışını izlerken bir yandan da sevdiğiniz bir kitabı okumaktan daha keyifli bir şey var mı? Evet, var. Bu keyfe eşlik edecek bir kahve. Sonbahar, kitap ve kahve; birbirine en çok yakışan ve birbirinden ayrılmayan en güzel üçlü. En güzel kitap okuma saatlerine, sadece sonbahara değil yılın her gününe eşlik eden ve kırk yıl hatırı olan kahvenin geçmişten günümüze nasıl geldiğine ve nasıl keşfedildiğine dair bir yolculuğa çıkalım. Ayrıca yemek kategorisinde yer alan kahveyle ilgili kitaplar için buraya tıklayabilirsiniz. Bir fincan kahve hazırlayarak yazımıza eşlik edebilirsiniz.


Keçilerden Günümüze Kahvenin Keşfedilme Süreci



Öncelikle kahve kelimesinin kökeninden bahsedelim. Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan’ın Kaffa yöresinin Arapçadaki karşılığı ‘’ qahwah’’tır. Araplar, bu kelimeyi keyif veren içki, şarap anlamında kullanıyorlardı. Günümüzdeki anlamını 14. yüzyılda kazanmış ve Türkçeye ‘’ kahve ‘’ olarak çevrilmiştir. 

M.S. 850 yıllarına dayanır kahvenin tarihçesi. Kaldi altındaki Etiyopyalı bir çobanın güttüğü keçilerin bir meyveyi yedikten sonra canlandığını ve daha enerjik olduğunu fark etmesiyle kahvenin keşfedilme süreci başlar. Kaldi de bu meyveyi denemeye karar vermiş ve yedikten sonra duyduğu mutluluk, güç ve enerji çok hoşuna gitmiş. 

Kaldi’den sonra keşişler denemiş bu gizemli meyveyi fakat tadını acı bularak hiç beğenmemişler ve hepsini ateşe atmışlar. Bir süre sonra ateşten lezzetli kokular yükselmiş ve keşişler bu koku karşısında oldukça meraklanmış ve kavrulmuş meyveden bir içecek demlemeye karar vermişler. İçtikleri bu içeceğin tadına doyamamışlar, kendileri için lütuf olarak görmüşler çünkü her gece ayık kalmalarına yardımcı olmuş. Böylece kahve tohumunun ünü, kısa sürede bölgeye yayılmış ve M.S. 1000 yılında Yemen’de kahve üretilmeye başlanmış.

Osmanlı İmparatorluğu, Yemen’e doğru sınırlarını genişletince kahveyle tanışmış. Kanuni Sultan Süleyman’ın Yemen Valisi, Özdemir Paşa, 1517 yılında kahveyi İstanbul’a getirerek kahveyle sarayı tanıştırmış. Türk kahvesi, sarayın görkemli salonlarında kırk kişilik kadrolu kahveci ustaları tarafından sultanlara servis edilmeye başlanmış. Ayrıca haremde de cariyeler kahveyi doğru pişirmek için özel dersler alıyormuş.

Kahve pek çok kitaba da konu olmuştur. Kahvenin çekirdekten fincana geliş süreci hakkında bilgi edinmek için buraya tıklayarak Çekirdekten Fincana Kahve kitabına ulaşabilirsiniz.

Halkın Kahveyle Tanışması - Kahvehaneler



Osmanlı Devleti’nde ilk kahvehane 1550 yılında İstanbul’da açılmıştır. Ardından hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk, kahveyle tanıştı. Halk kahvehanelerde bir araya gelerek kahve içerler, edebiyat tartışırlar, fikir alışverişinde bulunurlar ve kitap okuma saatleri yaparlarmış. 

İstanbul’dan Dünyanın Dört Bir Yanına Kahve

Venedikli tüccarlar, 1615 yılında kahve tohumlarını Venedik’e götürmüşler. Bu adımla birlikte İtalyanlar asla vazgeçemedikleri kahveyle tanışma fırsatı yakaladılar. İtalyanların kahve tutkusu, ülkede, günde otuz sekiz milyon fincan kahve tüketilmesiyle açıklanabilir. 

Viyana Kuşatması sonrasında Osmanlılar giderken arkalarında çuvallarca yeşil kahve tohumu bırakmışlar. Viyanalılar bunun deve yemi olduğu düşüncesine kapılsalar da Türkleri izleyen bir ajan bunun ‘’ Türk içkisi ‘’ olduğu fikrini ortaya atmıştır. Viyanalılar’’ Türk içkisi ‘’ olarak nitelendirilen bu içeceği denemişler fakat atladıkları bir nokta vardı; yeşil olarak tüketilen kahve, hazım ilacıdır. Tüketme yöntemlerinin yanlış olduğunun farkına vardıktan sonra bir yeniçeriyi çağırarak hayatı karşılığında kahvenin nasıl demlendiğini, tüketildiğini öğretmesini emretmişler. Ardından Viyana’da da kahve tüketilmeye başlanmış ve kahvehaneler açılmıştır.

1750 yıllarına kadar Batı Avrupa’nın pek çok noktası kahvehanelerle dolmuştur. Edebi sohbetlerin, tartışmaların, fikir alışverişlerinin, yarışmaların yapıldığı kahvehanelerde Balzac, Voltaire, Mozart, Beethoven da yerini almıştır.

Kahvenin tüm dünyaya yayılmasıyla birlikte kahve ağacı yetiştiriciliği de bir o kadar yayılmıştır. 1600’lü yılların sonuna doğru seralarda kahve ağacı yetiştirme çalışmaları başarıyla sonuçlanmıştır. Yetiştirilen bu ağaçlardan birisi de XIV. Louis’e hediye edilmiş ve böylece bu tek ağaç, milyonlarca kahve ağacının atası olmuştur. 



Böylece geçmişten günümüze süregelen kahve kültürü, günümüzde de devam etmektedir. En çok sevilen ve tüketilen içeceklerin başında gelen kahve; sabahın ilk saatlerine, en özel konuklara ve hatta kız isteme merasimlerine de tanık oluyor. 


Bu Blog’u Sosyal Medya’dan Paylaş