Defne Ongun Müminoğlu

23 Nisan yaklaşırken, bu yazının çocuklarla ilgili olmasını arzu ettim. Acaba bizim toplumumuzda çocukların gerçekten yeri ne?

Geçtiğimiz yaz Çeşme’deki sihirli mekânlardan biri olan Sofilya Alaçatı’da sevgili Başak’la yaptığımız sohbet, önce Youtube ve ardından Spotify üzerinden podcast olarak yayınlanmıştı.

Sohbetimizin başlığı “Hayat Zaten Roman”dı ve isminden de belli olacağı gibi ana sohbet konumuz hayattı. Çocuk kitapları yazarı olduğum için, ne olursa olsun herhangi bir sohbet dönüp dolaşıp kitaplara, çocuklara, çocukların yaşamdaki yerlerine geliyor. Özellikle de bir kitabevi beni konuk ediyorsa…

Başak, beni ciddi ciddi analiz ediyor, azıcık da zorluyordu. Ama bu, benim bile farkında olmadığım düşüncelerin dudaklarımdan dökülmesini sağladı.

Neler mi?

Örneğin “çocuk işi”, “çocuk gibi olma”, “ne çocuksun!” türü söylemlere çok ama çok tepkili olduğumu fark ettim. Hoşuma gitmediklerini biliyordum ama çocuklar adına bu kadar içerlediğimi kendi ifade şeklimi duyunca fark ettim.

Ülkemizde çocuklarla ilintili her konu azımsanıyor, küçük görülüyor gibi hissediyorum. Çocukların düşüncelerini ifade etmeleri hoşa gitmiyor bir kere. “Çocuk dediğin susar oturur” düşüncesi hâlâ hâkim. Çocuk, çoğu durumda ailenin onunla ilgili verdiği bir karara itiraz edemiyor. Yetişkinler çocukları adına aldıkları kararın sebebini detaylı ve karşısındakini tatmin edecek derecede izah etmeyi düşünemeyebiliyorlar. Veya onun söylediklerini gerçekten “duyup” aldığı kararı buna göre tekrar gözden geçiren ebeveyn sayısı da genel nüfusa bakıldığında pek sınırlı.

Çocukların hayatlarında ilk defa girdikleri bir ortama hemen alışmaları, ilk defa tanıştırıldıkları bir kişiye de hemen sarılmaları bekleniyor. Kendilerini bir adım geride tutup, korumaya alan çocuk takdir edileceğine, “Aaaa ne ayıp. Git sarıl teyzene/amcana/öğretmenine,” deniliyor. Sonra da “Aman! Tanımadıklarıyla gitmesin!” diye bunun tam tersi öğretilmeye çalışılıyor.

Veya kıyafet olarak rahat, bol pantolonlar, pembe dışı renklerde üstler seçen bir kız çocuğu “Aaa erkek gibi olmuşsun” yaklaşımıyla karşılaşabiliyor. Her kız çocuğunun bale sevmesi, her erkek çocuğunun futbol âşığı olması beklentisi de benzer klişelerden.

Çocuklarsa söylediklerinin dikkate alınmasını, gerçekten değerlendirilmesini, sordukları sorulara ciddi cevaplar alabilmeyi, verilen sözlerin tutulmasını, aileleriyle sohbet ortamı olmasını, kafalarındaki her türlü soruyu rahatlıkla sorabilmeyi, hiçbir sorunun eleştiri almayacağını bilebilmeyi istiyorlar.

Biz yetişkinlerse birazcık fazla soruya maruz kalsak sıkılıyoruz. Eh, ne de olsa çok elzem ve ivedi işlerimiz var! Özellikle cep telefonumuzda sosyal medyayı taramak kadar önemli bir şey olabilir mi?! Bize yöneltilen sorular bilmediğimiz veya ifade etmekte zorlandığımız konulardan gelirse, iyice huzursuz oluyoruz. Geçiştirmeye, karşımızdaki meraklı gözleri küçümsemeye, “Böyle de soru sorulur mu hiç?!” yaklaşımına tutunuyoruz.

Fazla üzerimize gelinirse, “Eh çocuk işte ne olacak…” diyoruz, gülüp geçmeye bakıyoruz.

Neden?

Bence en başta kendimize olan güvensizliğimizden. Bilmiyorum, özür dilerim, hiç haberim yoktu, sayende ben de öğrendim… diyemiyoruz. Son sözü ben söylerim yaklaşımı toplumun her kesiminde az çok var.

Eleştiriye tahammülümüz yok. O nedenle de çocuklarımızın itirazlarını (özellikle de haklılarsa) duymazlıktan geliyoruz.

Hiçbir çaba harcamadan yapılan işlere “çocuk işi” diyoruz. “Çocuk aklı işte n’olacak…” diyen birinin çocukların aklını değil de aslında kendininkini beğenmiyor olduğunu fark ediyoruz, değil mi?

Aile içinde bu yaklaşımlarla eğlenmeyi seçen bireyleriz. Kızımız iyice küçükken, komik bir şey yaptığında, “Çocuk gibisin!” derdik bilhassa. Tepkisini alabilmek için. Cevap çok netti: “Ee, çocuğum zaten.”

Çocuklar için hazırlanan kitaplara verilen emeğin de azımsandığını görüyorum sık sık. Çocuğuna “kitabımsı” bir şeyler okutmak üzere fuara gelen ebeveynlerin, “xx liraya kitap var mı?” diye sorduklarına şahit oluyorum. Veya yazarın önünde eline eserini alıp, yalandan şöyle bir bakıp, fiyatını yazara sorup (!) ardından da “Ay pahalıymış…” veya “Bizim çok kitabımız var. Başka zaman alırız!” diyerek uzaklaşanları da görüyoruz.

Çocuk kitaplarının kitap olma aşamalarını bu yazıda anlatmayacağım ama ardında müthiş bir emek olduğunu net olarak söylememin yeterli olacağını umuyorum. Yazarından çizerine, tasarımı yapan, metinleri yeri geldiğinde toparlayan, kitapların yerine ulaşmasını sağlayan yayınevi ekiplerine, basımını sağlayan matbaacılara… Say say bitmez. Ama “çocuk” kitabı neticede. Ne kadar işi olabilir ki… Siz fiyatından bahsedin bize.

İçerliyorum gerçekten.

Çocuklar adına içerliyorum. Birisi bana, “Sizin yazdıklarınız bu halk için fazla!” demişti. İyi niyetle, aslında bahsedilen kitabımın beğenildiği ifade edilmeye çalışılsa da, bu düşünce şekli beni bayağı üzmüştü. Bizim çocuklarımız daha azını mı hak ediyordu ki benim kitaplarım “fazla” kalıyordu.

Uzun lafın kısası, lütfen çocukluğumuzu hatırlayalım, neleri severdik, sevmezdik, kimler bizi kırdı, kimler mutlu etti, ne oldu da bu hisleri yaşadık.

Çocukluğumuza dönelim, hatırlayalım. Kendimizden beklentimiz belki de herkesin bizden beklediğinden fazlaydı.

Belki birileri elimizden tutsaydı farklı yerlerde olabilirdik.

Belki annemiz babamız bizimle daha çok oynasaydı hayatla daha barışık olacaktık.

Gülmek ayıp denmese belki de kahkahalarla gülecektik.

Bunları bir düşünelim.

Sonra çocuklarımıza sarılalım, onları gerçekten dinleyelim, söylediklerini duyalım.

Onlarla oynayalım, koşalım, eğlenelim, birbirimize sarılıp kitaplar okuyalım, masallar anlatalım, çocukluğumuzu onlarla paylaşalım.

Kısaca çocuk olalım, özümüze dönelim.

Bakın evimiz daha da ışıldayacak.

23 Nisan kutlu olacak!   



Kitap Önerileri:

Bu Hayat Sizin – İpek Ongun

Bir Pırıltıdır Yaşamak – İpek Ongun

Lütfen Beni Anla – İpek Ongun

Anne Baba Lütfen Beni Anla – Joanna Faber & Julie King

Bütün Beyinli Çocuk - Daniel J. Siegel & Tina Payne Bryson    

Beni Ödülle Cezalandırma – Dr. Özgür Bolat

Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu? – Catherine Mathelin

Gerçekten Beni Duyuyor musun? – Leylâ Navaro

Çocukların Gizli Dili – Dr. Lawrence E. Shapiro